DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 29°C
Çok Bulutlu

Savaşın anatomisi

Savaşın anatomisi
12.01.2020
366
A+
A-
OKTAY YILDIRIM

DİLLİ DRONLAR

İran Devrim Muhafızları-Kudüs gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi lideri Ebu Mehdi El Mühendis’e Bağdat havaalanında ABD tarafından bir dronla suikast yapıldı. Aynı anda Türkiye’de de dilli dronlar ötmeye başladı. Kasım Süleymani ve İran düşmanlığından Kemalizm tartışmasına varan zehirli, mezhepçi bir dil kullandılar.

İran ABD üslerini vurarak cevap verince bu dilli dronların kimi ABD’nin gücünü, kimi de 3. Dünya savaşının başlayacağını ve hepimizin İran yüzünden mahvolacağını söylemeye başladı.

İşin aslını bir sis perdesi arkasına saklıyorlardı.

ASIL MESELE

Bu savaşın nedenini ve yapısını anlamazsak Süleymani suikastını anlayamayız.

ABD, bitmeyen savaşlara dayanan yeni bir ekonomik model kurmak için Türkiye’yi de hedef alan BOP’u planladı. Batı Asya’da bütün sınırlar değişecek 22 yeni devlet yaratılacak ve bitmeyen savaşların kaynağı olacak yeni huzursuzluk alanları yaratılacaktı. Kukla devletleri kendi içlerinde çatışarak istikrarsızlık yaratacak, bununla yükselen Asya’yı meşgul edecekti. Türkiye, Suriye, Irak’tan koparılacak parçalardan oluşan ve Doğu Akdeniz’e uzanan bir kukla Kürt Devleti sayesinde de petrolü nakledecekti. Yani bu huzursuzluk alanları projesinin Türkiye’de PKK dışında en önemli ayağı bugünkü Barzanistan ve bunun Suriye’de PYD ile oluşturulan devamıydı.

Burada taraflar nettir, bir tarafta savaşı sürekli hale getirmek isteyen ABD, diğer tarafta savaşı bitirmek isteyen bölge ülkeleri var.

ABD Irak’ı işgal ettikten hemen sonra Irak’ta 500 bin kişiyi işten çıkardı. Devletin yaptığı bütün işler dev ABD şirketlerine bir kısmı da çok uluslu tröstlere verildi. Bir süre sonra elektrik-su dağıtımından, sağlık ve eğitim hizmetlerine kadar her şey bu şirketlerin elindeydi. “Savaşmadan Kaybetmek” kitabımda ve birçok yazımda yazdım, tuvalet kâğıdından, sokak lambasına, Irak ordusunun eğitiminden, ABD ordusunun en kritik operasyonlarına, yerel güvenlik hizmetlerine kadar her şey bu şirketler tarafından yapılıyordu. İşgalden birkaç yıl sonra her işgalci asker başına iki firma müteahhitlik yapıyordu.

Vahşi kapitalizm, girdisi kan ve insan hayatı olan yeni bir işletme kurmuştu işte…

Yeni sistem çalışırken, Irak’ın işgal edilmesinde ABD ordusunun yerli işbirlikçisi olan, Türk askerinin başına çuval geçirilmesinde en önemli rolü oynayan Peşmerge ise Kerkük’e kadar genişledi. Tapu ve Nüfus dairelerini yakarak Türkmen varlığını tarihten silmeye çalıştı. Yeni semtler kurarak Erbil, Dohuk gibi kendi kontrolündeki bölgelerden yerleşimciler getirtip Kerkük’ün demografisini değiştirdi. Ardından yarattığı bu yeni nüfusa dayanarak Kerkük’ü IKBY bölgesine dahil etmek için PKK’nın Kerkük içindeki fiili desteğiyle bin bir hileli bir referandum bile yaptı.

Ama süreç ilerlerken, İran’ın Irak’taki varlığı daha da güçlendi. ABD’nin Suriye’yi de hedef almasından sonra Rusya da bölgeye indi. ABD’nin on binlerce TIR silah vererek resmen kara gücü ilan ettiği PKK-PYD, Türkiye, Rusya ve Suriye’nin bazen doğrudan, bazen de dolaylı işbirliği ile ezildi. Yaratmaya çalıştıkları kukla devlet koridoru Mehmetçik tarafından başlarına yıkıldı. Türkiye-Rusya-İran, üçlüsünün bölgenin geleceğini belirleyen Astana ve Soçi süreci ABD etkisini iyice sınırlandırdı.

ABD’nin yarattığı diğer çiban başı olan IKBY ise İran ve Türkiye’nin işbirliği ile bir gecede Kerkük’ten sürüldü. Bunu yapan da çoğunluğu Türkmen olan Haşdi Şabi birlikleriydi. Harekâtı başından sonuna kadar planlayan ve bölgedeki Haşdi Şabi birlikleri vasıtasıyla icra eden de Kasım Süleymani ve El Mühendis idi. Irak ordusu arkadan geliyordu. Harekâttan kısa süre sonra Kerkük’e gittim, Amerikan Peşmergeleri, çaylarını ocakta bırakarak kaçmışlardı ve 2003’teki sınırlarına kadar gerilediler. Bu, ABD için en büyük darbelerden biriydi. PKK, ortalıktan toz olmuştu. Haşdi Şabi birliklerinin Kerkük içine girmesi için bizzat ITC başkanı çağrı yapmıştı. Bunlar unutulduğu için bugün kendini “milliyetçi” olarak tanımlayanlar, ya da mezhepçilik hastalığına yakalanmış olanlar İran düşmanlığı yapıp duruyorlar.

Harekat sonrasında sembolik önemi olan Danyal Nebi camiinde Şii-Sünni yan yana namaz kıldılar, bütün Türkmen gruplarının ve Haşdi Şabi’nin liderleri topluca kamera karşısına geçip birlik mesajı verdiler. Oradaydım ve bu tarihi anlara tanıklık ettim, çoğuyla görüştüm. Bundan hemen sonra da iki önemli Haşdi Şabi lideri Bedir Tugayları komutanı Muhammet Mehdi Bayatlı ve Kerkük Haşdi Şabi Lideri Yılmaz Neccaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel davetlisi olarak Ankara’ya gelip kendisi ile görüştüler. Birlik ve kardeşlik mesajı verdiler. ABD için kaybetmek daha nasıl olabilirdi?

ABD’NİN HEDEFİ TÜRKİYE-İRAN İTTİFAKI

Kaybettiği mevziileri geri almaya çalışan ABD, Türkiye-İran ittifakını geriletmek için kendi yarattığı IŞİD’i bahane ederek Peşmergenin Kerkük’e dönmesini sağlamaya çalışıyordu. Mesela Barzani “biz Kerkük’e dönmezsek kimse güvenliği sağlayamaz” dedikten sadece saatler sonra DAEŞ(IŞİD)’e mal edilen 7 bombalı araç birden patlıyor, onlarca masum sivil ve çocuk ölüyor ve yaralanıyordu. Kerkük’te herkes neredeyse her hafta olan bu tip saldırıların asıl failini biliyordu.

Başka yollar da denediler.

ABD Kerkük’e bir Kürt vali atamak için Irak hükümetine baskı yapıyordu. Peşmerge’nin Irak ordusu ile birlikte bir ortak görev kuvveti kurması ve Haşdi Şabi’nin bunun dışında tutulmasını istiyordu. ITC Başkanı Erşat Salihi, feryat ediyordu: “KDP ve KYB, ABD desteğiyle Kerkük’te askeri güç bulundurmak için Bağdat’a bastırıyorlar.” Peşmerge’nin dönebilmesi için de Haşdi Şabi’nin Kerkük ve tartışmalı bölgelerden çıkarılması gerekiyordu. ABD bir yandan hükümete baskı yaparken, diğer yandan Diyala çevresindeki Haşdi Şabi unsurlarının çevresine askeri birlikler yerleştirip oralarda PKK’yı himaye ediyor, bir süre sonra bu alanları PKK’ya bırakıp çıkıyordu.

Sincar’da Haşdi Şabi PKK’ya kabus mu gördürüyor? Buna karşılık ABD Sincar’da Ezidi birliği kurma bahanesiyle PKK’ya resmi hüviyet kazandırmaya çalışıyordu.

Hatırlayalım, aynı günlerde PKK’nın İran kolu PJAK, “ABD İran’a saldırırsa, ABD’ye yardım edeceğiz” diye açıklama yapıyor, hemen ardından Türkiye Hakurk duvarının arkasına Pençe harekâtına başlarken, İran da eş zamanlı olarak Kandil’i ve PJAK’ı vuruyordu. Aynı sıralarda Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşüyor, Bağdat Büyükelçimiz Fatih Yıldız ise ABD ve Peşmergelerinin kabusu olan Habur sınır kapısının kapatılıp, yerine Ovaköy (Fişabur) sınır kapısının açılmasının ve Türkmen bölgelerinden Bağdat’a ulaşacak olan yeni yolun önemini anlatıyordu. Bütün Türkmenler bunu bekliyordu ve eğer başlanırsa, Barzani’nin ve ABD’nin soluk borusu kesilecekti.

Türkiye ve İran’ın ortak adımları, ABD’nin kabusuydu.

Bunlar yeterli olmuyor mu, Şii nüfus arasında ayrılık çıkarmak için Suudi elçiliği üzerinden yapılan bol dolarlı çalışmalar, Suriye’nin kuzeyindeki sözde güvenlik kuşağı için Peşmerge’nin Sünni Araplardan paralı askerler toplaması, ENKS üzerinden IKBY ve PYD’yi birleştirme çabaları, vs vs vs…

ABD’NİN HESAP EDEMEDİKLERİ

Bunlar da sonuç vermeyince ABD korsan dronlar kullanarak Haşdi Şabi üslerini vurmaya başladı, tahrik ediyorlardı. Haşdi Şabi’nin ABD üslerine saldırmasını bekliyorlardı. Bütün üsler son bir aydır en üst derece teyakkuzdaydı (lock down). Irak ordusuna eğitim veren ABD askerleri bile üslerinden çıkmıyorlar, çarşıda pazarda dolaşmıyorlardı.

Haşdi Şabi tarafından düşürülen dronların ABD’ye ait olduğunu herkes biliyor ama resmen kanıtlayamıyordu. Haşdi Şabi bu süreçte ABD’nin askeri varlığını artırma bahanesi olarak kullanabileceği kontrolsüz tepkileri vermeyince bu kez açıktan saldırdı. Haşdi Şabi bileşenlerinden olan ve Sünni, Şii, Türkmen ve Arap kadrolara sahip Kataib Hizbullah üslerini açıkça vurdu ama aldığı cevap yine beklediği gibi değildi.

Bağdat’taki elçilik işgalinin depreştirdiği 1979 Tahran travması, ABD’nin sonucunu hesaplamadan adımlar atmasına neden oldu. Süleymani suikastı bunun sonucudur. Aldığı cevap ise suikastı yapan SİHA’ların kalktığı Ayn El Esad ve Erbil’deki ABD üslerinin vurulması oldu. ABD istihbaratı, hava savunma sistemleri bir işe yaramadı. Trump “eğer İran Süleymani suikastına cevap verirse, tarihi eserler dahil 52 hedefi vuracağını” söylemişti ama parmağını bile oynatamadı. İran’ın “bu daha başlangıç” açıklaması ise karşı cephede paniği iyice arttırdı.

Bakmayın siz Trump’ın “pek bir şey olmadı” demesine, bugüne kadar kimsenin yapamadığını yaptı İran, ABD üslerini açıkça vurdu.

Irak devleti de ABD ordusunun Irak’ı terk etmesi için karar aldı.

Artık Irak’ta topyekün bir tepki var. Yabancı müteahhitlik ve özel güvenlik şirketleri çalışamaz hale geldiler, başka şirketlere verdikleri yüz milyonlarca dolarlık taahhütler tehlikeye girdi. Irak makamları vize vermiyor, pek çok alanda özellikle ABD’lilerin işlerini yavaşlatıyorlar. ABD projesi olan petrol kuyularında çalışanlar hızla ülkeyi terk ettiler. Aldığım haberlere göre sıradan bir yol kontrol noktası bile yabancılar ama özellikle de ABD’liler için aşılmaz bir duvara dönüşebiliyor.

ERBİL ÜSSÜ NEDEN VURULDU

Yazıyı buraya kadar okuduktan sonra hâlâ bu soruyu soran kalmışsa, özetleyelim. ABD’nin en önem verdiği üs, çünkü BOP’un ilk adımı, ilk mevziisi orası. Kukla devletin kurulması için önce Irak bölündü ve IKBY bölgesi yaratıldı, işgalin işbirlikçisiydiler. Irak Parlamentosu ABD ordusunun Irak’ı terk etmesi için toplandığında IKBY oturuma katılmadı, ABD elçiliği Irak halkı tarafından işgal edildiğinde personel Erbil’e kaçtı.

Orası ABD’nin Irak’ta en son terk edeceği kaledir. Son birkaç yıldır C-5 ve C-17 uçaklarının da inebileceği şekilde büyütülüyordu. Erbil’e yapılan dev konsolosluk, daha çok bir ileri harekât merkezi gibi. 15 Temmuz’dan hemen sonra Türk Ordusu’nun Fırat Kalkanı harekâtına yönelmesi ile aynı sebep, tehdidin asıl kaynağı, Irak’ın bölünmesi için bir aparat olan IKBY.

Ve…

Oranın korkulu rüyası da Kasım Süleymani idi…

SON TAHLİLDE

Çabuk unutuyoruz, bu yüzden bu savaşın asıl nedenini özetledim.

Şunu görelim, Süleymani suikastı tek başına ele alınamaz, bütün resmi görmeden ve yaşananlara iktisadi düzlemden bakmadan olmaz. Burada konu Süleymani ya da ABD’nin bir süredir tahrik ettiği Haşdi Şabi’nin bölgede gücünü artırması değildir. Asıl mesele ABD’nin 2003’ten bu yana attığı bütün adımların, Türkiye-İran ittifakı sayesinde geriletilmesidir.

ABD’nin yaptığı resmen devlet terörüdür, bunu görmeyip hala Kasım Süleymani’yi tartışmak hangi vicdanla, hangi hukuk anlayışıyla açıklanabilir?

PKK’ya binlerce TIR silah verip üzerimize salan ABD’nin Irak’taki bütün adımlarına, Türkiye-İran ortaklaşa cevap veriyor. Hal böyle iken İran düşmanlığı yapmak hangi milliyetçilik anlayışı ile açıklanabilir?

ABD’nin Irak işgalinde 1.5 milyon Müslüman kadına tecavüz edildi, neredeyse bir o kadar insan hayatını kaybetti. Bugün gelinen noktada ABD zulmüne karşı bir ittifak oluşmuşken, mezhepçilik hastalığı ile İran düşmanlığı yapmak ve ABD’yi neredeyse alkışlamak hangi Müslümanlıkla izah edilebilir?

Herkes aklını başına alsın.

Yaşananlara sadece Türkiye’nin çıkarı nedir sorusu ile cevap aramak zorundayız ve bunu yapınca görüyoruz ki, artık Türkiye için ABD düşman, İran ve bölge komşuları müttefiktir.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.