DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 30°C
Gök Gürültülü

Olmak ya da Olmamak Mehmet Bedri Gültekin

Olmak ya da Olmamak Mehmet Bedri Gültekin
17.01.2020
408
A+
A-

Emperyalist propaganda mekanizması, sabahtan akşama İran’daki rejimin “anti

demokratik uygulamalarını” anlatıyor. Ambargoların da ağırlaştırdığı ekonomik zorluklardan

bunalan İranlıların mücadelesini, bire bin katarak dünya aleme duyuruyor.

Çağımızın gerçeklerinden ve temel çelişmesinden habersiz kimi aydınlarımız ise “İran

halkının yanında olmak” gibi masum bir gerekçenin ardına saklanarak bu propaganda

bombardımanının amaçladığı tavırlar içine giriyorlar.

Ve ilginçtir bu tartışma, İran ile ABD arasındaki çatışmanın şiddetlendiği günlerde

birdenbire alevleniyor. Ve kimi aydınlarımızın aklına İran’ın antidemokratikliği, nedense tam

da bu günlerde geliyor.

Yüzyıllık bir tartışmayı şimdi hatırlamanın vaktidir.

Ezen – Ezilen millet çelişmesi

20. yüzyılla birlikte Dünya emperyalizm çağına girdi. Çağın temel çelişmesi

emperyalizm (ezen milletler) ile ve ezilen milletler arasındaydı. Zamanın ezilen milletlerinin

tamamı sömürgeydi. Türkiye, Fas, İran ve Çin gibi henüz sömürge olmamış ülkeler ise yarı

sömürge durumundaydılar. Onlar da ezilen milletlere dahildi.

Geleceğin dünyasını ezilen milletler ile sömürgeci ezen milletler (emperyalizm)

arasındaki mücadele belirleyecekti. Lenin’in “İleri Asya, Geri Avrupa” makalesi bir yanıyla

bu mücadeleyi, bir başka yanıyla ise geleceğin dünyasını haber veriyordu.

Dünyaya bu bakış açısı, o zaman sanayileşmede en ileri düzeyde olan İngiltere’yi

gerici, ona karşı bağımsızlık mücadelesi veren Afgan Kralı Emanullah Han’ı ilerici olarak

görüyordu.

Atatürk’ün 1934 yılında Mısır Büyükelçiliğinde sabaha kadar süren ziyaretinin

ardından, gün doğarken yanında bulunanlara özetle söylediği ‘Güneşin doğuşunu nasıl

görüyorsam, ufuktan kardeş mazlum milletlerin uyanışını da öyle görüyorum. Mazlum

milletler, zalimleri bir gün yerle bir edeceklerdir’ şeklindeki sözleri de aynı bakış açısının

ürünüydü.

Yüzyılın sonunda durum

Çağın temel çelişmesini Mao Zedung, 1970’lerde emperyalizme karşı mücadele

cephesinden ele alarak, “Devletler bağımsızlık, milletler kurtuluş, halklar devrim istiyor”

sözleriyle ifade etmişti.

Yüzyılın başından farklı olarak 1970’lerde, eski sömürgelerde 100’den fazla devlet

kurulmuştu. Hala varlığını sürdüren sömürgelerde ise milletlerin kurtuluş mücadelesi bütün

hızıyla sürüyordu. Ve bütün dünya halklarının sınıfsız ve sömürüsüz bir gelecek uğruna

mücadelesi de, Faşizme karşı zaferin ve Çin ile Küba Devrimlerinin ardından yükselerek

devam ediyordu.

1970’lerin sonlarından itibaren devran değişti. Neo liberal gericilik döneminde

emperyalizm, önceki yarım yüzyılda kaybettiği mevzileri geri almak üzere saldırıya geçti.

Hedef Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın milli devletleriydi.

Emperyalizmin doğal eğilimi tüm dünyada tam tekelini kurmaktır. 20. yüzyılda milli

devletler, bu amacın önündeki en önemli engeldi. Onun için son kırk yılın dünyasının özeti,

emperyalizmin askeri gücünü kullanarak çıplak zora başvurmasının yanı sıra, gelişmekte olan

dünya ülkelerinde, etnik ve dinsel farklılıkları kullanarak 19. yüzyılın sömürgeler dünyasını

yeniden ihya etmek olmuştur.

Devletlerin bağımsızlık mücadelesi

İşte bu aşamada, gelişmekte olan dünyada, devletlerin bağımsızlık mücadelesi en

önemli olgu olarak öne çıktı. Görülmesi gereken büyük gerçek budur.

Bu olgu görülmeden hiçbir doğru tavır alınamaz.

Ne demek istediğimizi bölgemizden bazı örnekleri vererek hatırlayalım: ABD, 2001

yılından itibaren ikiz kuleler saldırısını bahane ederek önce Afganistan’ı, sonra Irak’ı işgal

etti. Herkes sırada İran’ın olduğunu söylüyordu. İran devletinin bu yıllarda bir yandan Çin,

Rusya, Venezuela, Kuzey Kore ve Küba gibi ülkeler başta olmak üzere dünya çapında

kurduğu ilişkiler, öte yandan öz kaynaklarına dayanarak milli savunmasını güçlendirme

yolunda attığı adımlar, ABD’nin askeri saldırganlığını dizginledi.

Altı çizilmesi gereken gerçek şudur: İran bu mücadelesiyle, sadece kendisini

savunmadı, bütün insanlığa büyük bir hizmet yaptı.

İkinci olarak, ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin 2011 yılından itibaren

dünyanın 84 ülkesinden 80 bin teröristi örgütleyerek Suriye’ye karşı gerçekleştirdiği vahşet

saldırısıdır. Suriye devleti ve halkı, Cumhurbaşkanları Beşar Esad’ın önderliğinde

kahramanca bir direniş gösterdi. Suriye, 21. yüzyılın başında mazlum milletlerin en ön

cephesinde, dünyanın haramilerine karşı mücadelede yüzbinlerce evladını feda ederek

insanlığa en büyük hizmeti gerçekleştirmiş olduğu ile övünebilir.

Üçüncü örnek Türkiye’dir. ABD’nin İslam Dünyasına yönelik saldırısında Suriye’nin

ardından sıranın kendisine geldiğini gören Türkiye, 2014 yılından itibaren bu emperyalist

gücün ülkedeki FETÖ ve PKK gibi uzantılarına karşı harekete geçti. Suriye’nin kuzeyinde

oluşturulmak istenen terör koridoruna girdi. Ve bu mücadelede doğal olarak Rusya ve İran

başta olmak üzere bölge ülkeleriyle birleşme yoluna girdi.

Kısaca Türkiye bu gelişmelerle birlikte Atlantik İttifakı’ndan kopma, Asya’daki yerine

yerleşme sürecine girdi.

Doğru tavır

Türkiye ve hemen yanı başımızdaki ülkeleri hepimizin içinde yaşadığımız

gelişmelerin canlı örnekleri olduğu için ele aldık. Ama gelişmekte olan dünyanın bütün

ülkelerine biraz daha yakından baktığımızda, bu ülkelerle emperyalizm arasındaki çelişmenin

kendisini, derece derece nasıl dışa vurduğunu, bu ülkelerin devlet egemenliklerini koruma

yolunda, değişen ölçülerde de, olsa nasıl mücadele verdiklerini görürüz.

Bu temel mücadeleyi görmeden hiçbir doğru tavır alınamaz.

Bu tespit bu ülkelerde halkın, emekçilerin sorunlarının olmadığı anlamına gelmez.

Gerek demokratik hak ve özgürlükler, gerekse emekçilerin ekonomik hakları açısından bütün

bu ülkelerde ciddi sorunların varlığı da bir gerçektir.

Ama bu devletlerle emperyalizm arasındaki büyük çelişme görülmeden ve

emperyalizme karşı mücadelede milletin en geniş kesimleri ile birleşme mücadelesine

önderlik edilmeden, emekçi halkın özgürlük ve daha iyi bir yaşam mücadelesinde de söz

sahibi olunamaz.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.